Milli Haberler | Haberin Milli Merkezi | millihaberler.com

DÜNYA

Adana'dan Avustralya'ya Uzanan Bir Başarı Hikayesi: Kültür Elçisi Mehmet Balıkel

1970 yılında göç ettiği Avustralya'da sıfırdan başlayarak Kral III. Charles'a Adana kebabı sunan, 4 madalya ve polis rozetiyle ödüllendirilen Mehmet Balıkel, azmi ve toplumsal hizmetleriyle Avustralya’da Türk kültürünün gurur kaynağı oldu.

UmutAcar • 25 Eylül 2026, 03:52 • 11 dk okuma

AVUSTRALYA' DA BİR KÜLTÜR ELÇİSİ
Bașarının ve Gururun Adı: Mehmet Balıkel 
Adana'dan Avustralya' ya uzanan bir göçün, bașarının ve gururun hikayesi... 
 

Zor günlerden; Kültür Elçiliğine uzanan, ayrıca Avustralya Bașbakanından, Bakanlarına, İngiltere Kralı Charles ile tanıșmasından Milletvekilleri ve Türk Elçilerimizin ziyaretine gelip tebrik ve takdirlerini ilettikleri örnek bir Türk Mehmet Balıkel

Doğduğu yıllarda 2.Dünya Savașı vardı, ilkokula bașladığında ise Kore 'ye asker yolladığımız; tüm bunlardan etkilenen Türkiye 'mizde de ekmeğin, șekerin, unun karneyle satıldığı zor yıllardı. İște böyle bir dönemde bașladı Balıkel 'in hikayesi

– Mehmet Bey; sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Tabiki Efendim; adım Mehmet Balıkel. 1943 Adana doğumluyum; ekmeğin karne ile dağıtıldığı o zorlu yıllarda dünyaya gelmişim. 1950’de Kore Savaşı sürerken, 7 yaşımda Çukurova İlkokulu'nda eğitim hayatıma başladım. Saygın bilim insanımız, "Feza ve Füze Âlimi" İrfan Mavruk ev komşumuzdu; ben 3. sınıftayken kendisi 5. sınıfta okuyordu. Mucit  ve çok zeki bir çocuktu.. Adana İncirlik' te șimdiki ABD üssünün olduğu yerin karșısında çoğunlukla füze denemeleri yapardı, arkadașımıza o yıllarda manevi destek vermek bizleri gururlandırıyordu, zamanla İrfan devlet bursuyla Amerika' da okumaya gitti ve sonrası malum NASA da görev yapan üst düzey bilim adamı oldu..
Demekki o yıllar içimizde Adana sınırlarının günün birinde bizlere dar geleceği fikrini fitillemiști..

– İlk okul yıllarınız ve sonrası yașantınızdaki gelișmelerden biraz bahsedermisiniz?

Ailemizin imkanları çok kısıtlıydi, ben, o yıllarda ilkokul eğitimimin yaninda, sabahları erkenden kalkar, fırından aldığım simit ve çörekleri satmak için yaklaşık 5 kilometre yol yürürdüm. Satamadıklarımı eve getirir, ardından okula giderdim. 

1955 yılında ilkokulu bitirdikten sonra ise; şehirde çıraklık yapmak üzere iş aramaya başladım. Memlekette büyük bir fakirlik vardı. Oyıllarda Büyüklerimden  Çanakkale de șehit olan dedemin hikayelerini dinlerdim.. Dedem șehit olunca, ninem kimseye muhtaç olmamak için ebelik mesleğini öğrenmişti. Geçimini öyle sağlıyordu.. O dönemlerde erkekler savaşta şehit düştüğü için erkek çocuk doğurtan ebelere para ve sabun gibi hediyeler bolca verilirmiś.

Pekala imkansızlıklardan dolayı ilkokuldan sonra okuyamadınız ilk mesleğe yönelme hikayeniz nasıl oldu?
Sokak sokak gezip iş ararken ilan ūzerine bir kuyumcuya girdim. Usta beni tepeden tırnağa süzüp, "İyi, temiz bir çocuğa benziyorsun. Seni bir şartla işe alırım: Asla yalan söylemeyeceksin" dedi. Ben de esas duruşa geçerek, Annem, babam ve öğretmenim yalanın şeytandan olduğunu öğrettiler bende yalan asla olmaz" yanıtını verdim. Usta, "Bismillah de, gir içeri. Burayı süpürürken kâğıtları çırpacaksın, süprüntüyü sakın dışarı atmayacaksın içerisindeki altın tozlarını daha sonra ayıklayacağız" diyerek beni işe kabul etti. Böylece kuyumcuda çalışmaya başladım.

Ustamın bana büyük güveni olușmuștu, ben de  her zaman ona layık olmaya çalıștım, iki yılın sonunda ustama, "Başka bir kuyumcuda haftalık 35 TL maaş buldum" diyerek helalleșmek istedim. Usta gitmemi istemedi: "Dur gitme! Al dükkânın ve kasanın anahtarını, temizliği sen yap, ben de vitrine altınları dizeyim" dedi. Artık sabahları dükkânı erkenden açıyordum. Köylüler altın satmaya geldiğinde, henüz diğer dükkânlar kapalıyken kaldırımlardaki tablacılardan borç para alarak altınları satın alırdım. Ustam bu parayı nereden bulduğumu sorduğunda durumu anlattım; "Aferin, mesleği ve ticareti çok iyi öğreniyorsun" diyerek beni takdir etti. O dönemde bir ilan üzerine aylık küçük bir para ödeyerek hobi olarak Spor Toto muhabirliği de yapmaya bașladım. Bu hobim bana, fotografçılığın sadece bir meslek olmadığını, dünyayı farklı gözle görmemi ve yorumlamamı öğretmiști.

VATANİ GÖREV ve AVUSTRALYA 'YA YOLCULUK;

Avustralya’ya gidiș hikayeniz nasıl oldu ve bașarıya giden serüveninizde oradaki anılarınızı dinleyebilir miyiz?
1962 yılında eșim Saliha hanım ile hayatımızı birleștirdik. Evliliğimizden yaklaṣık 9 ay sonra vatani görevim için askere gittim. Afyonkarahisar ve Kütahya’da çavuş kursunu pekiyi dereceyle bitiridikten sonra 2. Birlik Çavuşu oldum. Eskişehir 1. Hava Kuvvetleri’ne götürülerek astsubay ve onbaşılara eğitim dersleri verdim. Hizmetlerimden dolayı 1. Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel tarafından Teşekkür Belgesi ile ödüllendirildim. 24 ayın ardından, vatani görevimi bașarıyla tamamladıktan sonra yeniden kuyumculuk mesleğime döndüm. 

Rabia, Ali ve Fatma adlarında üç çocuğumuz dünyaya gelmiști. Ancak çalıştığım yerde sigortam yapılmıyordu. Tam da o dönem yurt dıṣına yerleṣme kararım oluștu.

İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvurdum. Görevliler, "Eşinizi Almanya’ya gönderirseniz 5 ay sonra size istek yapar" dediler. Bu fikir bana hiç uygun gelmedi. Kanada seçeneğini soğuk olduğu için, Avustralya seçeneğini ise çok uzak olduğu ve ailemiz izin vermeyeceği düşüncesiyle başta istemediysem de sonrasında kabul ettim.
4 ay sonra işlemlerimiz tamamlandı. 

1 Ağustos 1970 tarihinde Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Qantas firmasına ait uçakla Avustralya’ya hareket ettik. Karaçi ve Singapur aktarmalarının ardından 2 Ağustos 1970’te Avustralya’ya ulaştık.
Göçmen karşılama merkezine (Aşk Ocağı) ilk Türk kafilesi olarak giriș yaptık. 

Gümrük işlemlerimizin ardından havalimanında bekleyen otobüslerle göçmenler; yeni evliler, tek çocuklu aileler ve çok çocuklu aileler olarak farklı araçlara bindirildi.

Otobüslerde büyük bir heyecan ve burukluk yaşanıyordu. Memleketten, anadan, babadan ayrılmanın hüznü yetmezmiş gibi simaen tanıştığımız arkadaşlardan da ayrı düşmüştük. Ertesi gün kahvaltı salonunda yeniden buluşabildik. Kalmakta olduğumuz hostelde yeme içme imkânı sağlandı ve haftalık 10 dolar harçlık verildi. Üçüncü haftada İngilizce kursuna başladık. Daha sonra herkes yavaș yavaș ișlere yerleștiriliyordu ben de bir et fabrikasında Avustralya daki ilk ișime bașlamıștım, İlk zamanlar haftada 43  dolar kazanıyordum.
Bu süreçte Türkiye’deki annem sürekli mektuplar gönderiyor, özlemini dile getiriyordu. Tabiki kolay değildi gurbet ancak bașarmalıydık.
 
İNGİLTERE KRALINA KEBAP YEDİREN TÜRK

Bir süre sonra lokantacılık sektörüne girebilmek için mesleği en baștan öğrenmek amacıyla bedava garsonluk yaptığım oldu. Ardından Footscray semtinde ilk Sofra adıyla anılan Türk Lokantası’nı açtım. Altı çalışanım vardı. İlk günlerde hiç müşteri gelmiyordu. Bunun üzerine camlara "Açılışa Özel Bugün Set Menü Bedava" yazısını astım. 1980 yılında dükkân doldu taştı.

Yerel basın bu durumu görünce, "Mehmet, bu devirde nasıl bedava yemek verirsin?" diye şaşkınlıkla sordular. Reklam bütçem olmadığı için bu yolu seçtiğimi belirttim. Avustralya’nın en köklü gazetelerinden The Age, gizli müfettişler göndererek yemeklerimizi ve hizmetimizi denetledi. Sonucunda Sofra Türk Lokantası,

Avustralya’nın "En İyi ve En Uygun Fiyatlı Restoranlar Rehberi"ne 4 yıl üst üste girmeyi başardı. Mülki idareciler, bakanlar ve SBS Radyosu dükkânımızı ziyaret ederek tebriklerini iletiyorlardı.

Bir etkinlik için Avustralya'yı ziyaret eden Kral III. Charles (o zaman Prens' di) tanıștırıldım, Adanamızın dünyaya nabzet olmuș meșhur Adana kebabını bizden yiyerek, teșekkür edip, hayranlığını bana ifade ettiler.

AVUSTRALYA BAȘBAKANINDAN 4 Farklı Madalya:
 

Toplumsal ve Kültürel Faaliyetler ile Fahri Polislik Ünvanı Verilmesi

Bu başarıların ardından Sydney merkezli Yeni Vatan Gazetesi’nin sahibi ve eşi evime gelerek gazetede köşe yazıları yazmamı teklif ettiler. İlkokul mezunu olduğumu belirtip çekimser kaldıysam da bana güvendiklerini söylediler. Ben de "Ya Allah" diyerek basın dünyasına farklı bir pencereden adım atmıș oldum.

Bir yandan restoranı işletiyor, diğer yandan Yeni Vatan Gazetesi’nde toplumsal içerikli yazılar yazıyordum. Bu işi maddi gelir için değil; toplum yararına çalışmak ve zihnimi dinamik tutmak amacıyla yapıyordum. Başkent Canberra’daki Anzak Anıtı’nda çektiğim bir fotoğraf büyük takdir topladı. Avustralya Başbakanı John Howard tarafından 4 farklı madalya ile ödüllendirildim.

Gazetedeki köşemde alkollü araç kullanılmaması ve hız yapılmaması yönünde kamuoyu oluşturuyordum. Ayrıca bölgede yaşanan 7 farklı hırsızlık olayının faillerini tespit edip polise teslim ettim. Hatta bir hırsızı yakalamaya çalışırken aldığım darbe sonucu dişim kırıldı. Bu toplumsal duyarlılığımdan dolayı Emniyet Teşkilatı tarafından düzenlenen bir törende 150 polisin huzurunda şahsıma Polis Rozeti takdim edildi ve 3 farklı karakoldan Teşekkür ve Takdir Belgesi verildi.

Avustralya’da bulunduğum süre boyunca resmî törenlerde Avustralya bayrağını göndere çekerken İstiklal Marşı’mızı gururla okudum ve misafirlere Türk mutfağının lezzetlerini ikram ettim. Restoranımı ziyaret eden belediye başkanları, milletvekilleri ve bakanlar korumasız gelirlerdi. Başbakana korumalarının nerede olduğunu bir gün  sorduğumda, "Mehmet, biz savaşa mı gidiyoruz? dost yanındayız" yanıtını vermişti. Kendisine "Sayın Başbakanım" diye hitap ettiğimde ise "Bana adımla hitap edebilirsin Mehmet, bundan memnunluk duyarım" diyerek alçakgönüllülük göstermişti.

Uzun ve yorucu çalışma yıllarının ardından restaurantımı devredip, gazeteciliğide gençlere bıraktım. Ama ülkemizi ve  kültürümüzü tanıtmayı asla bırakmadım..

ATATÜRK'e Vefa ve Kültürel Faaliyetler

Çanakkale zaferi anmalarimızda her zaman Türk ve Avustralya Bayraklarını tașîdım.
Anzak yûrüyüșlerinde herzaman manga bașı oldum.

2022 yılında Tasmanya adasını ziyaret ettim.

Bu ziyaretim sırasında, Türkiye Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında Anzak analarına ithafen yazdığı tarihi mektubu oradaki okullara, üniversitelere ve RSL (Gazi Dernekleri) kulüplerine resmî olarak astırdım. Bir gün bu mektubu okuyan yabancı bir hanım gözyaşlarını tutamayarak, "Bay Balıkel; Allah Mustafa Kemal Atatürk’ü sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya örnek olarak göndermiş" diyerek duygularını dile getirdi. Sadece bu söz bile; bir yabancı gözünden kurucu liderimizin önemini bir kez daha ifade ediyordu.

*Dünya lideri Atatürk’ün Çanakkale'de ölen Avustralya, Anzak askerlerine o tarihi mesajı şöyledir
"Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçikle yan yana, koyun koyunayasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindeler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır."
— Mustafa Kemal Atatürk, 1934

Atatürk’ün bu insani ve birleştirici yaklaşımı, dönemin düşman uluslarını dost yapmıştır. Bugün Arjantin’de adına renkli posta pulları basılmakta; Çin ve Japonya gibi ülkelerde Atatürk’ün hayatının okunması gerektiği vurgulanmaktadır.

Hayatım boyunca hoşgörü, dürüstlük ve sevginin en büyük iyileştirici güç olduğuna inandım. 

Kiymetli Mehmet Balıkel Okuyuculara Bir Mesajınız Varmı?

Bașta size ve tüm okuyuculara sağlık, huzur, birlik ve mutluluk dilerim. Yaşadıklarımı ve gurbet yıllarımı kaleme aldığım 400 sayfalık otobiyografim ile 90 sayfalık Gurbetçi Mehmet Balıkel isimli iki yayımlanmış kitabım bulunmaktadır. Herkese saygı ve sevgilerimle..

HABER: Suat SANCAR
TURAN BASIN TESKİLATI
Kültür, Sanat ve Turizm Komisyon Bașkanı

#Mehmet Balıkel #Avustralya Türkleri #kültür elçisi #Adana kebabı #King Charles #John Howard #Sofra Restoranı #gurbetçi başarısı #Atatürk Anzak mektubu #Turan Basın Teşkilatı