SANSURSUZ.NET

YAŞAM

GÖDENE’NİN ZAMANA DİRENEN "ASIRLIK" ÇINARI

BAKKAL HÜSEYİN GÜRSOY

Mehmet ALPTEKİN • 11 Temmuz 2026, 15:21 • 4 dk okuma

Kumluca’nın zümrüt mücevheri Altınyaka (Gödene) köyünde zaman akıp gidiyor, eski esnaflar birer birer kepenk kapatıyor. Ancak bir isim var ki, 45 yıldır ne o emektar tezgahı bırakıyor ne de Gödene’ye olan sevdasını... Karşınızda bir köyün hafızası, Yörüklerin, orman işçilerinin ve yolcuların yegane sığınağı: Bakkal Hüseyin.

Tarihin İçinden Gelen Bir İsim: Kotenna’dan Gödene’ye

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları coğrafyaya sadece emek vermez, oranın ruhu olurlar. Küçük yerleşim yerlerinde esnaf, sadece ticaret yapan biri değil, o köyün karakteridir. Adını Likya uygarlığının antik Kotenna kentinden alan, şimdiki adıyla Altınyaka, eski adıyla Gödene köyü de tam böyle bir hikayeye ev sahipliği yapıyor.

Yıllar boyu yaylaya göçen Yörüklerin, dağdaki orman işçilerinin ve Akseki-Kumluca hattındaki yolcuların uğrak noktası olan Gödene’nin merkezinde, herkesin mutlaka durup soluklandığı bir dükkan var. O dükkanın ardında ise yarım asra yaklaşan emeğiyle Bakkal Hüseyin Gürsoy oturuyor.

Eşek Sırtındaki Gençlikten, Emektar Tezgâha

1959 Karacaağaç (Ballık) doğumlu olan Hüseyin Gürsoy’un hayatı, adeta Anadolu’nun yokluktan varlığa uzanan çalışkanlığının bir özeti. İlkokul sonrası iki yıl Kur'an kursu, ardından iki yıl dağlarda çobanlık... Genç yaşta omuzlarına binen hayat yükünü taşımaktan hiç gocunmamış.

1974’te eski ahşap seralarda domates ve biber yetiştirerek başladığı seracılığın kendisine göre olmadığını anlayınca, yönünü pazarcılığa çevirmiş. Hüseyin Abi o yılları dün gibi hatırlıyor:

"Çaltı’dan topladığım patlıcanı, biberi, bamyayı, bir de o meşhur acıkara üzümünü eşeğin sırtına yükler, Kumluca pazarına götürüp satardım. Gençtik, çalışmak zorundaydık”.

Askerlik dönüşü, takvimler 2 Kasım 1982’yi gösterdiğinde ise Gödene’deki o küçük bakkal dükkanının kapısını ilk kez açmış. Ve o kapı, o günden sonra bir daha hiç kapanmamış.

"11 Esnaftık, Sadece Ben Kaldım..."

Hüseyin Abi ile dükkanının önünde, asırlık çınarların gölgesinde oturup eski günleri yâd ediyoruz. Gözleri uzaklara dalıyor, eski Gödene’yi anlatırken sesindeki o nostaljik özlem hissediliyor:

"Dükkanı ilk açtığımda Gödene şimdikinden çok farklıydı. Yazın nüfus 1500’ü bulur, kışın 500 kişiye düşerdi. Şimdiki gibi paketli, ambalajlı gıdalar pek yoktu. Dükkanda ayakkabıdan bisküviye kadar köylünün ne ihtiyacı varsa bulundururdum. O dönem Gödene'de 8'i bakkal olmak üzere tam 11 esnaftık. Mustafa Yavuzer, Ramazan Erdoğan, Ali Özdemir, Baki Yavuzer, Arif Öner, Galip Özdamar, Veli Öner hep bakkaldı. Bir terzimiz vardı Rüştü Ulutoy, berberimiz Hamit Ayhan, kahvecimiz de Kazım Demirel..."

Zaman acımasızca akmış, teknoloji ve modern hayat köyün yapısını başkalaştırmış. O eski 11 esnaftan bugün geriye sadece tek bir kişi kalmış: Bakkal Hüseyin.

Doğallığın ve Vefanın Adresi

Dile kolay, tam 45 yıldır aynı heyecanla tezgahın arkasında duruyor. Oğlu baba mesleğini seçmeyip çiftçiliğe yönelse de Hüseyin Abi hem topraktan hem bakkaldan kopamamış. Kendi arazisinde yetiştirdiği meyvelerin yanı sıra, köylünün el emeği göz nuru ürettiği ev yapımı ne varsa getirip tezgahına koyuyor. Onun dükkanı, sadece bir bakkal değil; aynı zamanda sağlıklı, katkısız köy ürünlerinin tüketicile buluştuğu bir köprü.

Sohbetimizin sonunda, o kaçınılmaz soruyu soruyorum: "Hüseyin Abi, mesleği ne zaman bırakacaksın?"

Yüzünde yarım asrın yorgunluğunu silip atan o babacan tebessümle cevap veriyor:

"Ben topraktan da dükkandan da kopamam. Gittiği yere kadar... Gücüm yettikçe bu dükkanın başındayım, köyüme ve müşterilerime hizmete devam edeceğim”

Eğer yolunuz Kumluca’nın o serin dağ yollarına, Gödene’ye düşerse; asırlık çınarların altında, zamanı durduran bu emektar dükkana uğramayı unutmayın. Hüseyin Abi’nin demli bir çayını için, sıcak sohbetine ortak olun ve kaybolmaya yüz tutmuş o eski esnaflık kültürünün kokusunu içinize çekin.

Mehmet ALPTEKİN / KUMLUCA