İstanbul’da deprem oldu. Yer oynamadı, binalar yıkılmadı belki ama sarsılan şey çok daha derindi. Bu kez ölenler ruhlardı; birkaç şarkı, birkaç ışıklı şov ve geçici bir heves uğruna teslim edilen ruhlar. Kılıçla değil, biletlerle fethedilen bir irade... 573 yıl sonra bize, "Fetih böyle de yapılır" dediler.
Tevafuk mu, Strateji mi?
29 Mayıs 2026: Fethin 573. yılı. Ayasofya’da yankılanan tekbirler, Mehteran’ın vakur yürüyüşü ve şehrin dört bir yanına yayılan sessiz bir coşku.
30 Mayıs 2026: Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Kanye West konseri. Tek bir noktada 118 bin kişi. Para ödeyerek, gönüllü olarak, tüm rekorları kırarak toplanan bir kalabalık.
Bu tarihi organizatörler bilmez mi? Bu ölçekteki bir prodüksiyon aylar öncesinden planlanır. Tarihler rastgele seçilmez. Fetih kutlamalarının coşkusu henüz dağılmamışken, mehteranın sesi Ayasofya avlusunda yankılanırken, aynı şehirde daha gürültülü, daha kararlı ve bilet parasını peşin ödemiş başka bir "fetih" yaşandı. Surları 573 yıl önce aşan bir medeniyetin torunları, bu kez surları içeriden, gülümseyerek açtı.
Yozlaşmanın Anatomisi
Yozlaşma bombadan, kılıçtan veya eline mızrak alıp kapına dayanan düşmandan gelmez. Yozlaşma müzikle, ekranla gelir. "Bence"lerin ve "hissetmek"lerin arasına sızarak fark ettirmeden değerleri aşındırır. Sabah namazı kılan, iftar sofralarında büyüyen bir nesil; bugün kimlik taşımayı aksesuar takmakla karıştırdı. Başörtüsü bir "his", inanç bir "estetik" oldu.
Bu bir kaza değil, sanki bir testti. Dışarıdan bir saldırı olmadan, kendi hâline bırakılmış bir milletin nabzını yoklamak... Sonuç ise acı: Hasta, hem de ağır hasta. Ama öyle bir hasta ki hastalığından habersiz. Bileklikleri parlıyor, küre dönüyor ve hasta dans ediyor.
“Ve sakın Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” (Haşr Suresi, 19. Ayet)
Konser Muhasebesi ve Vicdanın Parçalanışı
Rakamlar yalan söylemez: 5.400 TL’den başlayan biletler, 100.000 TL’lik VIP koltuklar ve yaklaşık 30 milyon dolarlık bir kazanç. 118 bin kişinin katıldığı bu şova akan paralar, bir işçinin aylarca süren alın terine denk.
Hangi vicdan, camisinin elektrik faturasını ödemekte zorlanırken, iki saatlik bir şova binlerce lira verebilir? Cevap acı: Kimlik parçalandığında, vicdan da parçalanır. Sosyal medyada gördüğümüz başörtülü gençlerin o stadyumdaki dansı, aslında bir düşmanla savaşmadıklarının, düşmanı tanımadıklarının bir göstergesiydi.
Hicran: Kaybını Bilmemek
Hicran, ayrılık acısıdır. Ama en derin hicran, insanın sevdiğinden ne zaman koptuğunu bile fark edememesidir. O stadyumda 118 bin kişi vardı; ancak asıl kalabalık dışarıda, yani ruhun huzur bulduğu o eski, temiz, aydınlık noktada kalmıştı. Bu nesil, neyi kaybettiğini bilmiyor.
Biz bu satırları öfkeyle değil, derin bir hicranla yazıyoruz. Bir medeniyetin yavaşça gözlerini kapattığını seyretmenin ağırlığıyla...
“Biz Allah'tan geldik. Dönüş de O'nadır.” (Bakara Suresi, 156. Ayet)
Bu ayet sadece ölüler için değil, kaybolan her değerimiz için bir tesellidir. Müslüman, Allah'a teslim olandır. Peki, biz o gece nelere teslim olduk? Hangi küreye, hangi bilekliğe, hangi iki saatlik illüzyona? Kelimeler artık yetersiz kalıyor; çünkü bu bir makale değil, bir ruh meselesi. Ve ruh kaybolmuşsa, kelimeler arkasından koşsa da yetişemez.
Eyvahlar olsun bize! Hem yas, hem uyanış çığlığıyla...