Ali KEKLİKTEPE
Ali KEKLİKTEPE

Köşe Yazarı

Henüz Yaşanmamış Günlerin Gölgesinde Yaşamak

3 dk okuma

Henüz Yaşanmamış Günlerin Gölgesinde Yaşamak Bu yazı, insanın henüz gerçekleşmemiş olumsuz senaryoları ve felaketleri zihninde kesinlikle yaşanacakmış gibi kurgulama eğilimini (felaketleştirme) ele almaktadır. Zihinsel Simülasyon: İnsan beyni, "Ya ... olursa?" sorusuyla başlayan küçük bir endişeyi hızla büyüterek devasa bir felaket senaryosuna dönüştürmekte ustadır. Şimdiki Zamanın Feda Edilmesi: Gelecekteki hayali krizlerle bugünden savaşmaya çalışmak, elimizdeki tek gerçeklik olan "şu anı" yaşamamızı engeller ve bizi tüketir. Asıl Gerçek: Hayatın getirdiği gerçek dertler, genellikle geceleri uykumuzu kaçıran kurgusal senaryolar değil, hiç beklemediğimiz anlarda karşımıza çıkan durumlardır. Sonuç olarak yazı; hiç yağmayacak bir yağmur için bugünden şemsiye açıp beklemek yerine, geleceğin getireceklerini geleceğe bırakıp anın tadını çıkarmamız gerektiği çağrısında bulunur.

Yaziyi sesli dinle

Henüz Yaşanmamış Günlerin Gölgesinde Yaşamak

Yaziyi sesli dinle

Yapay Zeka ile Seslendirilmiştir

Henüz Yaşanmamış Günlerin Gölgesinde Yaşamak

Hazır. Dinlemeye başlamak için oynata basın.

00:00 00:00 00:00
Henüz Yaşanmamış Günlerin Gölgesinde Yaşamak

İnsanoğlunun en büyük icadı ne tekerlektir ne de yapay zekâ. Bizim en kusursuz, en tıkır tıkır çalışan icadımız; henüz başımıza gelmemiş felaketleri, yarın sabah kapımızı çalacakmış gibi kurgulama yeteneğimizdir.

Her şey yolunda giderken, kahvenizden bir yudum almışken o tanıdık ses fısıldar zihninize: "Ya her şey bir anda altüst olursa?"

İşte o an, kendi zihnimizin senaristi, yönetmeni ve ne yazık ki kurbanı oluruz. Olmamış bir krizi, yaşanmamış bir ayrılığı, henüz batmamış bir şirketi o kadar gerçekçi kurgularız ki; kalbimiz hızla çarpmaya başlar, avuçlarımız terler. Henüz doğmamış bir acının yasını tutarken buluruz kendimizi. Dünyanın en gelişmiş simülasyon cihazı, insan beyninin kaygı üreten o karanlık odasının yanında çocuk oyuncağı kalır.

Kaygının "Kurgu Odası" Nasıl Çalışır?

Bu zihinsel sinemada seanslar hiç bitmez. Genellikle şu üç aşamalı senaryoyla çalışırız:

  1. "Ya ... Olursa?" Kıvılcımı: Basit, sıradan bir ihtimal seçilir. (Örn: "Ya yarınki toplantıda sunumu unutursam?")

  2. Felaket Kartopu: O küçük ihtimal, üzerine eklenen korkularla çığa dönüşür. ("Sunumu unuturum, patron kızar, işten atılırım, kirayı ödeyemem...")

  3. Gelecekte Yaşama Hatası: Henüz gerçekleşmemiş o "en kötü senaryo", bugünün gerçeği haline gelir. Biz bugünü yaşamayı bırakıp, o hayali enkazın altında kurtarılmayı bekleriz.

Gerçek şu ki: Hayat, bizim zihnimizde kurduğumuz o karanlık senaryolar kadar kusursuz bir kötü kalpli değildir. Çoğu zaman başımıza gelen en büyük dertler, çarşamba gecesi yatakta düşünüp uykumuzu kaçırdıklarımız değil; perşembe öğleden sonra hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkanlardır.

Şimdiki Zamanı Feda Etmek

Bu kurgu merakımızın bize maliyeti sandığımızdan çok daha ağır. Geleceğin olası canavarlarıyla savaşırken, elimizdeki tek gerçek sermayeyi, yani "şu anı" feda ediyoruz. Olmamış bir şeyi başımıza gelecek gibi kurgulamak, hiç yağmayacak bir yağmur için bugünden şemsiye açıp, güneşin tadını çıkarmayı reddetmektir.

Zihin, doğası gereği boşlukları hep en kötü senaryoyla doldurmaya meyillidir; çünkü evrimsel olarak hayatta kalmamızı buna borçluyuz. Ancak modern dünyada bu mekanizma bizi korumuyor, aksine tüketiyor.

Yarın ne getirecek bilinmez. Ama zihnimizdeki o felaket senaryolarının yönetmen koltuğundan kalkmanın vakti geldi de geçiyor. Bırakalım gelecek, kendi hikayesini kendi yazsın. Biz en azından bugün, elimizdeki sakinliğin tadını çıkaralım. Çünkü hayat, "ya olursa"lar arasında heba edilemeyecek kadar kısa.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.