Fatma DÜZ
Fatma DÜZ

Köşe Yazarı

Soyumuza,toprağımıza ve sözümüze sadakat

12 dk okuma
Yaziyi sesli dinle

Soyumuza,toprağımıza ve sözümüze sadakat

Yaziyi sesli dinle

Yapay Zeka ile Seslendirilmiştir

Soyumuza,toprağımıza ve sözümüze sadakat

Hazır. Dinlemeye başlamak için oynata basın.

00:00 00:00 00:00

SOYUMUZA, TOPRAĞIMIZA VE SÖZÜMÜZE SADAKAT

İnsan dünyaya geldiği anda aslında kendisinden çok daha büyük bir hikâyenin içine doğar.

O hikâye bizden önce başlamıştır.

Bizden sonra da devam edecektir.

Bir ailenin, bir kültürün, bir toplumun ve bir coğrafyanın içinde gözlerimizi açarız. İlk öğrendiğimiz kelimeler, büyüklerimizin anlattığı hikâyeler, yaşadığımız topraklar ve gördüğümüz gelenekler, farkında olmadan karakterimizin temel taşlarını oluşturur.

İşte bu yüzden insan yalnızca kendisinden ibaret değildir.

Arkasında bir geçmiş, önünde bir gelecek vardır.

 Soy aynı zamanda bir hafızadır. Bir kültürün, bir hayat anlayışının, bir ahlakın ve birikmiş tecrübelerin nesiller boyunca aktarılmasıdır.

Atatürk’ün tarih ve millet anlayışında da geçmişi bilmenin önemli bir yeri vardır.

Çünkü geçmişini bilen toplum, geleceğini daha bilinçli kurabilir.

Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:

Geçmişe bağlı olmak, geçmişte yaşamak değildir.

Atatürk’ün düşünce dünyasında tarih, yalnızca övünmek için anlatılan bir geçmiş değildir. Tarih, geleceği kurabilmek için anlaşılması gereken büyük bir tecrübedir.

Köklerimizi bilmeliyiz.

Fakat köklerimizin arkasına saklanmamalıyız.

Bir ağacı düşünelim.

Dalları gökyüzüne yükselir, yaprakları rüzgârla hareket eder. Fakat onu ayakta tutan, toprağın altında görünmeyen kökleridir.

İnsan ve toplum da böyledir.

Köklerini kaybeden bir toplum, zaman içerisinde kendi kimliğini sorgulamaya başlar.

Fakat köklerine sahip çıkmak, başka insanları küçümsemek anlamına gelmez.

Kendi milletini sevmek, başka milletlerden nefret etmeyi gerektirmez.

Atatürk'ün milliyetçilik anlayışının önemli yönlerinden biri de millet olma bilincini ortak tarih, kültür ve vatandaşlık temelinde ele almasıdır.

Bu anlayışta millet sevgisi, bir başkasına düşmanlık üretmek için değil; kendi toplumunu geliştirmek için vardır.

Çünkü sevmenin en güzel biçimlerinden biri, sevdiğin şeyi daha iyi hâle getirmek için çalışmaktır.

İşte burada “sadakat” kavramı karşımıza çıkar.

Sadakat, yalnızca bir insana bağlılık değildir.

Sadakat; doğru bildiğin değerlere, verdiğin söze, ailene, toplumuna, ülkene ve geleceğe karşı sorumluluk duymaktır.

Fakat sadakat ile körü körüne bağlılık birbirinden ayrılmalıdır.

Yanlış yapanı sırf bize yakın olduğu için savunmak sadakat değildir.

Aksine, sevdiğimiz bir insanın yanlışını söyleyebilmek gerçek sadakatin göstergelerinden biridir.

Aynı durum toplumlar için de geçerlidir.

Bir ülkeyi gerçekten seven insan, onun eksiklerini görmezden gelen değil; eksiklerini düzeltmek için çalışan insandır.

Atatürk'ün hayatı bu bakımdan önemli bir örnektir.

O, yalnızca mevcut şartları kabul eden bir anlayışla hareket etmedi.

Daha bağımsız, daha çağdaş, daha eğitimli ve daha güçlü bir toplum hedefledi.

Çünkü gerçek bağlılık, mevcut durumdan memnun olmak değil; daha iyisini gerçekleştirmek için sorumluluk almaktır.

Burada bir başka önemli kavram karşımıza çıkıyor:

Bilim.

Atatürk'ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” anlayışı, aslında geçmiş ile gelecek arasındaki köprünün nasıl kurulması gerektiğini de anlatır.

Köklerimize bağlı olacağız.

Fakat aklımızı kullanacağız.

Geçmişimizi bileceğiz.

Fakat geleceğin ihtiyaçlarını da göreceğiz.

Geleneklerimizi koruyacağız.

Fakat yanlışlarımızı da sorgulayacağız.

Çünkü bir toplumun gelişmesi, geçmişini tamamen reddetmesiyle değil; geçmişinden aldığı tecrübeyi akıl ve bilimle geleceğe taşımasıyla mümkündür.

Atatürk'ün eğitim anlayışında da geleceğin insanını yetiştirme düşüncesi önemli bir yer tutar.

Çünkü bir ülkenin gerçek geleceği, çocuklarının zihninde şekillenir.

Bugün çocuklarımıza ne öğretiyorsak, yarın ülkemizin nasıl olacağını da büyük ölçüde belirliyoruz.

Onlara yalnızca meslek öğretmek yeterli değildir.

Dürüstlük öğretmeliyiz.

Sorumluluk öğretmeliyiz.

Vefa öğretmeliyiz.

Bilim sevgisi öğretmeliyiz.

Doğa sevgisi öğretmeliyiz.

Köklerini bilmeyi ama dünyaya açık olmayı öğretmeliyiz.

Çünkü çocuklarımız yalnızca bizim çocuklarımız değildir.

Onlar aynı zamanda geleceğin toplumunu oluşturacak insanlardır.

Atatürk'ün çocuklara verdiği önem de burada anlam kazanır.

Bir ülkenin geleceğine duyulan güven, çocuklara verilen değerden anlaşılır.

Peki doğa?

Doğayla ilişkimiz de aslında sadakatimizin başka bir göstergesidir.

Bugün bir ağacı kestiğimizde yalnızca bugünü etkilemeyiz.

Yarının gölgesini de azaltırız.

Bir nehri kirlettiğimizde yalnızca bugünün suyunu kirletmeyiz.

Geleceğin hakkından da eksiltiriz.

Toprağı verimsizleştirdiğimizde yalnızca bugünkü üretimi azaltmayız.

Çocuklarımızın gelecekte yaşayacağı imkânları da daraltırız.

Bu nedenle doğaya sahip çıkmak yalnızca çevreci bir davranış değildir.

Bu aynı zamanda gelecek nesillere karşı bir sadakat borcudur.

Atatürk'ün doğa ve ağaç sevgisini anlatan en güçlü sembollerden biri hiç kuşkusuz Yalova'daki ağaç ve köşk hikâyesidir.

Köşkün yerini değiştirmek pahasına ağacın korunmasını istemesi, doğaya bakış açısından anlamlı bir örnektir.

Burada bize düşen yalnızca bir hikâyeyi anlatmak değildir.

Asıl mesele o davranışın arkasındaki düşünceyi anlamaktır:

İnsan, doğayı kendi rahatına göre yok etmek yerine doğayla birlikte yaşamayı öğrenmelidir.

Bugün bu düşünceye belki geçmişten daha fazla ihtiyacımız var.

Çünkü beton çoğalıyor, yeşil alanlar azalıyor.

Tüketim artıyor, kaynaklar azalıyor.

İnsan teknolojik olarak güçlenirken doğayla olan bağını zayıflatabiliyor.

Oysa teknoloji bizi doğadan koparmamalı.

Tam tersine, doğayı daha iyi anlamamıza ve korumamıza yardımcı olmalıdır.

Toprak yalnızca üzerinde yaşadığımız bir alan değildir.

Toprak hafızadır.

Üzerinde atalarımızın ayak izleri vardır.

Geçmişte yaşayan insanların emekleri, sevinçleri, acıları ve hatıraları bu coğrafyanın tarihine karışmıştır.

Bu yüzden toprağa bakarken yalnızca bugünü görmemeliyiz.

Geçmişi de görmeliyiz.

Ve geleceği de düşünmeliyiz.

Atatürk'ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı da aslında geleceğe yönelik bir medeniyet fikrinin parçası olarak düşünülebilir.

Güçlü olmak yalnızca savaşmak değildir.

Asıl güç, kendi toplumunu huzurlu, eğitimli, üretken ve bilinçli hâle getirebilmektir.

Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca yer altındaki kaynaklarında değildir.

İnsanındadır.

Bilgisindedir.

Ahlakındadır.

Üretimindedir.

Kültüründedir.

Doğasındadır.

Ve en önemlisi, geleceğe dair taşıdığı inançtadır.

İşte soy, doğa ve sadakat kavramları burada birleşiyor.

Soy geçmişimize karşı sorumluluğumuzu hatırlatır.

Doğa geleceğimize karşı sorumluluğumuzu hatırlatır.

Sadakat ise bugün verdiğimiz sözlere karşı sorumluluğumuzu hatırlatır.

Atatürk'ün düşünce dünyasından çıkarılabilecek önemli derslerden biri de şudur:

Bir milletin geleceği, kendi iradesine, aklına, eğitimine ve çalışkanlığına bağlıdır.

Bu nedenle çocuklarımızı sadece geçmişin başarılarıyla gururlanan insanlar olarak değil, geleceğin sorunlarını çözebilecek insanlar olarak yetiştirmeliyiz.

Onlara “Bizim atalarımız ne yaptı?” sorusunu sordurduğumuz kadar,

“Biz geleceğe ne bırakacağız?” sorusunu da sordurmalıyız.

Çünkü her nesil bir gün geçmiş olacaktır.

Bugün yaşayan bizler de yarının tarihiyiz.

Bir gün çocuklarımız ve torunlarımız bizi değerlendirecek.

Onlar bizim için ne söyleyecek?

“Bize güzel bir ülke bıraktılar.”ghj

“Doğayı korudular.”

“Geçmişlerini unutmadılar.”

“Bilime değer verdiler.”

“Birbirlerine sahip çıktılar.”

“Verdikleri sözlerin arkasında durdular.”

Bunları söylemelerini istiyorsak, bugün buna uygun yaşamak zorundayız.

Atatürk'ün bize bıraktığı en önemli miraslardan biri de yalnızca geçmişte kurulmuş bir devlet değildir.

Aynı zamanda düşünme, sorgulama, öğrenme ve geleceği kurma sorumluluğudur.

Bu nedenle Atatürk'ü anlamak, yalnızca onun sözlerini ezberlemek değildir.

Onun hangi şartlarda, hangi sorunlara karşı ve hangi hedeflerle mücadele ettiğini anlamaktır.

Onun bağımsızlık anlayışını,

bilime verdiği değeri,

eğitime verdiği önemi,

millet ve vatan kavramlarına yüklediği anlamı,

geleceğin gençlerine duyduğu güveni anlamaktır.

Ve bütün bunları bugünün şartlarında yeniden düşünmektir.

Çünkü geçmiş, geleceğin düşmanı değildir.

Doğru anlaşılmış bir geçmiş, geleceğin rehberidir.

Fakat rehber ile zinciri birbirine karıştırmamak gerekir.

Geçmiş bize yol gösterebilir.

Ama geleceği bizim yürümemiz gerekir.

Bugün kendimize şu soruları sormalıyız:

Köklerimizi biliyor muyuz?

Çocuklarımıza aile tarihlerini anlatıyor muyuz?

Kültürümüzü yaşatıyor muyuz?

Doğayı koruyor muyuz?

Verdiğimiz sözlerin arkasında duruyor muyuz?

Bilimi gerçekten hayatımızın rehberi yapıyor muyuz?

Ve bizden sonra gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakacağımızı düşünüyor muyuz?

Bütün mesele aslında burada düğümleniyor.

İnsan kendisinden önce gelenlerin mirasçısıdır.

Ama aynı zamanda kendisinden sonra geleceklerin atasıdır.

Bu nedenle yalnızca geçmişe bakmak yetmez.

Geleceğe karşı da sorumluluk taşımamız gerekir.

Soyumuza vefa gösterelim.

Toprağımıza sahip çıkalım.

Doğayı koruyalım.

Bilimin ışığından ayrılmayalım.

Çocuklarımızı bilinçli, özgür düşünen ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yetiştirelim.

Ve verdiğimiz sözlerin arkasında duralım.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, kendisi için biriktirdikleriyle değil, kendisinden sonra bıraktıklarıyla ölçülür.

Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken en temel gerçek şudur:

Soyumuz geçmişimizdir.

Toprak vatanımızdır.

Doğa emanetimizdir.

Bilim yol göstericimizdir.

Sadakat karakterimizdir.

Çocuklarımız geleceğimizdir.

Ve Atatürk'ün bize bıraktığı en büyük sorumluluklardan biri, bu geleceği akıl, bilim, bağımsızlık ve ortak değerler üzerine kurma iradesini yaşatmaktır.

Köklerimizi unutmayalım.

Ama yalnızca köklerimizle yetinmeyelim.

Dallarımızı geleceğe uzatalım.

Çünkü güçlü bir ağaç, yalnızca kökleri sağlam olduğu için değil, yeni dallar ve yeni filizler verebildiği için yaşar.

Geçmişimize vefa, doğamıza sadakat, bilime güven ve geleceğe umutla…

Asıl mirasımızı böyle yaşatabiliriz.

Bu yazıyı paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapın.

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.