Son yıllarda dikkat çeken bir alışkanlık var: Parasızlıktan en çok şikâyet edenlerin tamamına yakın bir kısmı, aslında hatırı sayılır mal varlığına veya düzenli gelir kaynaklarına sahip kişiler.
Bir bakıyorsunuz galerisi var, onlarca araç alıp satıyor. Başka biri otel ya da pansiyon işletiyor, kira geliri elde ediyor. Kimisinin dükkânı, tarlası, serası, apartmanı, yazlığı var. Kimisi birkaç farklı iş kolundan gelir sağlıyor. Ama sohbet dönüp dolaşıp ekonomiye geldiğinde ilk cümle hep aynı oluyor: “Beş kuruşumuz yok.”
Elbette herkesin işi zaman zaman durgunlaşabilir. Ticaret, inişli çıkışlıdır. Turizmde kötü sezon olur, otomotiv piyasası yavaşlar, tarımda ürün para etmez. Bunlar hayatın gerçeğidir. Ancak geçici kazanç düşüşünü, gerçekten geçim sıkıntısı yaşayan insanların yaşadığı yoksullukla aynı kefeye koymak doğru değildir.
Gerçek parasızlık; evine ekmek götürememek, çocuğunun okul masrafını karşılayamamak, elektrik faturasını ödeyememek, borcunu çeviremediği için geceleri uyuyamamaktır. Bu insanlar çoğu zaman sesini bile çıkarmaz. Çünkü dertlerini anlatmaktan utanırlar.
Buna karşılık bazı kişiler, sahip oldukları imkânlara rağmen sürekli mağduriyet dili kullanmayı alışkanlık hâline getiriyor. Bunun altında kimi zaman vergi yükünden yakınma, kimi zaman daha fazla kazanç beklentisi, kimi zaman da çevreden sempati toplama isteği yatıyor olabilir.
Şikâyet etmek kolaydır. Fakat aynı kişiler lüks araçlarından, yaz tatillerinden, yeni yatırımlarından da vazgeçmezler. Bir yandan büyümeye devam ederken diğer yandan “Battık, bittik” söylemini sürdürürler.
Toplumun en büyük ihtiyacı, samimiyettir. Kazanç azaldığında bunu söylemek başka, varlıklı olduğu hâlde kendini sürekli yoksul göstermeye çalışmak başkadır. Çünkü bu tavır, gerçekten zor durumda olan insanların yaşadığı sıkıntıları gölgede bırakır.
Ekonomik şartlar, elbette herkesi etkiliyor. Ancak eleştiri yaparken de, dert yanarken de ölçüyü kaçırmamak gerekir. İmkânı olanın bunu inkâr ederek sürekli yokluk edebiyatı yapması, toplumda güven duygusunu zedeler.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Gerçekten parasız olan kim; cebinde hiç parası olmayan mı, yoksa sahip olduklarına rağmen sürekli “Ben bittim.” diyerek şikâyet etmeyi alışkanlık hâline getiren mi?